" "

PERAKENDE REHBERİ

Allah Gözünü saklamış.

İçimizde kalan son insanı kırıntılardan olsa gerek, başına bir hal gelen olursa etrafımızda, teselli etmek zorunda his ederiz kendimizi. Bir şey söylemek zorunda his ederiz, ederiz ama bazen de öyle ipe sapa gelmez şeyler dökülür ağzımızdan, O kadar olur.

 Sonra elimizi ayağımızı koyacak yer bulamayız, kaşımız gözümüz oynar ama artık ne önemi var ki, bir defa o inciler dökülmüştür dudaklardan. Sonrasında anlatması da dinlemesi de zevkli oluyor. Acılardan dahi tat çıkartmayı öğrendik ya, trajikomik koymuşuz adını şimdiler de. Hani eskilerin ‘’güleriz ağlanacak halimize’’ demenin yeni adı olmuş.

Önce hikayesini anlatayım, sonra bu hikayeyi hatırlatan olayı, ne dersiniz?

Nerden geldiği belli olmayan bir kurşunla iki karşı arasından vurulup ölen gencin babasının feryatları dünyayı titretirken yapacak ne olabilir ki? Herkes çaresiz, kör değil, serseri değil kalleş bir kurşun.

Gittikçe artan kalabalığa karşın sözün tükendiği bir yerde yaşlı dede yüreği yanık babanın omuzuna elini koyarak ‘’Allah gözünü saklamış’’ der.

Hikayesi bu,

Uzun yıllardır yurt dışında yaşayan bir dostum ile Türkiye’yi konuşuyoruz. Muhabbet uzadıkça uzadı. Kesin dönüşü düşünüyormuş da kararsızmış. Konu uzadı, zaman gecikti ikimizde konuyu toplamaya çalışıyoruz. Olmuyor. Ancak altın vuruşu arkadaşım yaptı. ‘’Kardeş Allah sizi İŞİD’ den korudu’’ demez mi?

Artık iyi geceler demenin vakti gelmişti.

Kalın sağlıcakla,

 

Yücel Muhtar KAZAZ

24.07.2017

   

BÜLTEN ABONELİĞİ