" "

PERAKENDE REHBERİ

Kaş yapayım derken...

26.03.2019

Yücel Muhtar KAZAZ

Kaş yapayım derken…

Konkordato ilk üç aylık süre veya ikinci iki aylık süre dolması ile peş peşe iflas kararlarını duyar olduk. Gidişat devam edeceğe de benziyor. Zira denklem yanlış kuruldu. Oysaki öyle bir hava estirilmişti ki banka borcu olanlar için fırsat gibi sunulmuştu. Piyasalar rahatlayacak kısa vadeli borçlar zamana yayılacak ve bu dar boğazdan sektörler zarar görmeden normalleşme süreci yaşanacaktı, olmadı. Olmaz da.

Bunları daha ilk konkordato rüzgarı esmeye başladığında söyledik. Haşa bize vahi mi geldi. Son on yıl içerisinde birçok firma için gayri resmi konkordato planlayan, uygulayan biri olarak süreç içerisinde sıkıntı yaratacak noktaları görmem kadar doğal ne olabilir. Hatta birçok firmada bunun uygulandığını dahi piyasaya fark ettirmeden becerdik. Firmanın da mal veren tedarikçilerinde, bankalarında en az zarar ile işin içinden çıkmasını becerdik. Tamamı iyi bir iletişim ve ileriye dönük bir plan sunmak gerektiren bir çalışmadan ibaretti. Bu çalışmalar yapılırken dahi icra ve takip işlemlerine fırsat vermeden planı yürütmek zorundaydık ve bizi koruyan her hangi bir yasa da yoktu.

Tüm kesimlerin yara almasını bırak tüm paydaşların karlı çıkacağı bir yasal düzenleme elbette ki mümkündü. Ancak gelen yasa adeta sektörleri kurtarmak değil, bir an önce firmaları oyun dışına itmek gibi sonuç vereceği çok belliydi.

Birçok firmadan çok iyi bildiğim üzerine bir genelleme yapmak ne kadar doğru olur bilmiyorum. Ama var olan gerçek, firmaların tedarikçilerine olan borçları, toplam borç stokunun 1/3 ü oranındadır. Yani 100 TL. borç stokuna sahip firmanın borcun 70 lirası bankalara, 30 lirası tedarikçilerdedir.

Bankalar genel anlamda “nitelikli alacaklılar” olarak operasyonun büyük ayağını oluşturmaktadır.  Bankaların alacaklı oldukları rakamların büyük bir kısmı ipotek ya da KGF (Kredi Garanti Fonu) garantörlüğündedir. Onun için öncelikli olarak yasal düzenleme Bankaların alacaklarının planlanması olarak hedeflenmeliydi.

Böyle bir planlama ile; Devletin KGF olarak kefil olduğu Kredilerin geri dönüşüm oranında büyük bir iyileştirmeye imkan sağlayacaktı.

Devamında, bankaların ödenmeyen krediler karşılığı ipotekli gayrimenkullerin satışını isteme yoluna gidecektir.  Bu satışların başlaması demek konkordatoya girişmiş firmaların iflasa gitmesi, piyasalardan çekilmesi ve girişimcileri en az 10 yıl gibi oyun dışı kalması demektir ki, bu da milyonların işsizliği ile ifade edilecektir.

Bankaların eline geçen gayrimenkuller Ülkenin en güçlü dinamiği olan İnşaat Sektörün de belini kıracaktır. Bu gayrimenkul yüklerinden kurtulmak ve paraya dönmek isteyen bankalar hızlı bir şekilde edindikleri gayrimenkulleri paraya çevirme gayretine girmesi ile İnşaat sektörü belki de onlarca yıl telafisi mümkün olmayan bir yara alacaktır.

Medyadan takip ettiğimiz kadarı ile Ülker Firmasının yapmış olduğu 2 sene ödemesiz 10 yıllık ödeme planı ipotekli ve KGF kapsamındaki tüm Kredi Borçlarına uygulanması yasal düzenleme olarak getirilse idi sanırım ülkedeki tüm paydaşlar bu işten karlı çıkacaktı.

Bankaların şimdiki durumuna bakıldığında, ipotekleri veya KGF kefaletleri sağlam olan banka (ki birçoğu bu durumdadır) hiçbir şekilde konkordato talep eden firma ile anlaşmak niyetinde görünmüyor. Çünkü, konkordato çekilmesi ile dondurulan faiz işlemlerini zarar olarak kabul ediyorlar. Anlaşma imzalanmadığı taktirde firmanın iflasa gitmesi ile geriye dönük faizlerini temerrüt faizleri ile geri alacaklarını düşünüyorlar. Firmaların borç yapılarına bakıldığı zaman bankalar ile anlaşamayan hiçbir firmanın konkordatosunun kabul görmesi mümkün görünmemektedir.

Korkum o ki, bankalar bu yolla tahsilata gittiklerinde birçok firmanın ipoteklerinin paraya dönüşmesi ile sadece faiz tahsilatları yapılacak, gayrimenkuller gittiği halde firma esas borç yükü altında kalmaya devam edecektir.

Hatta Devlet böyle bir konuda çözüm noktası olma sorumluluğu üzerine almış ise, birçok firmanın banka borcunun üzerinde ipotekleri havuz olarak alınıp teminatsız, rehinsin alacaklara teminat olarak kullanılması da devletten beklenen bir güzellik olabilirdi.

Ayrıca, inşaat sektöründe beklenen gevşemenin piyasaya yansıması olarak düşen fiyatlar karşısında bankaların yeni değer tespit talepleri ve bu yeni değer tespitleri karşısında ek ipotek taleplerine de bir tanım getirmek zorundadır.

Girişimci yatırım projesi karşılığında ihtiyaç duyduğu finansmanı bankadan almayı kararlaştırdığında bankaya sunduğu gayrimenkul ve bankanın bunun karşılığında oluşturduğu kredi ışığında yatırımını yapmış iken ve süreç devam ederken, bankanın yeni bir değer tespiti ile ek ipotek talebi ya da açıkta kalan krediyi geri çağırma gibi bir hakkı olmamalıdır.

Tüm bunlar bankalar için de uzun vadede iyi sonuçlar getireceğinden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Zira girişimci nihayetinde bankanın müşterisidir ve iflasa giden her girişimci banka için müşteri kaybıdır.

Bu planlamalar girişimci ile bankayı karşı karşıya getirmek yerine belirlenen standartlar ile yasal bir düzenleme sayesinde çözümlenebilir. Kayyumlar yeni yasa ile girişimci ve banka arasında arabuluculuk görevi üstlenmesi olayı daha da güzel bir hale sokar. Hatta kayyım yasa ışığında hazırlamış olduğu ödeme planları bu operasyonların ana iskeletini oluşturmalıdır.

Tedarikçiler yönüne geldiğimiz zaman, konkordatoya konu olan meblağ KGF garantörlüğü kapsamına alınabilir. KGF da bankalarda bulunan borç fazlası ipoteklerde veya bankalara yapılan kısmi ödemeler ile boşalan ipoteklerde otomatikman hak sahibi olması KGF’ nun  da kendisini korumasına fırsat verecektir. (Tabi ki yukarıda anlattığımız konulara dikkat edilip gayrimenkul fiyatlarının olumsuz yönde esnemesine fırsat vermemek şartı ile.)

Burada esas dikkat edilmesi gereken, görünmeyen ama domino etkisi ile cürmünden daha büyük yer yakacak olan konkordatoya düşen alacakları ile mağdur olan kesim vardır. Bunlar içinde konkordato alacaklısı olanlara meblağ kadar ve geri ödemesini alacağı tarihlere göre planlanmış kredilerin tahsis edilmesi domino etkisinin önünü kesecektir. Bu kredilerde KGF tarafından tahsis edilmelidir.

Tüm tarafların bu krizden selametle çıkmasının yolu bu olsa gerek. Ancak şu anda Devletin her ne kadar da iyi niyetli olarak hazırlamaya çalıştığı bir program varsa hayata yansıması maalesef beklenilen sonuçları vermeye yetmeyecektir. Kaş yapayım derken gözün çıkması an meselesi.

Tanınan bu üç ay, iki ay ardından bir yıl (azami 29 ay) bütün bu sürelerin bir sonucu var ve korkarım ki peş peşe iflas haberleri ile Ülke Ekonomisinin kimyası uzun süre düzelmeyecek bir şekilde bozulacaktır.

Kalın sağlıcakla.

 

Yücel Muhtar KAZAZ

26.03.2019

 

  

Perakende ile ilgili en güncel makaleleri KAPAZAR 'dan takip edebilirsiniz.

BÜLTEN ABONELİĞİ